Kadın
Dişiliğin Manevi Gücüyle Temasa Geçmek

Osho
Kalbin yolu güzeldir ama tehlikelidir. Zihnin yolu sıradandır ama güvenlidir. Erkek en güvenli ve en kestirme yaşam tarzını seçmiştir. Kadın duyguların, hislerin, ruh hallerinin en güzel ama en sarp, en tehlikeli yolunu seçmiştir. Ve bugüne kadar dünya erkekler tarafından yönetildiği için kadınlar muazzam şekilde azap çekmiştir. O, erkeğin yaratmış olduğu topluma uyamamıştır çünkü toplum mantığa ve nedenlere uygun olarak yaratılmıştır. Kadın kalpten bir dünya ister. Erkek tarafından yaratılan toplumda ise kalbe yer yoktur.

Ben kadınların gerçekten bir kadın olmasını isterdim çünkü bu büyük oranda kendilerine bağlıdır. Kadın erkekten çok daha önemlidir. Çünkü o rahminde hem erkeği hem kadını taşır. O kıza ve oğlana, her ikisine de annelik eder; her ikisini de besler. Eğer o zehirliyse, o zaman sütü zehirlidir, o zaman çocukları yetiştirme tarzı zehirlidir.

Erkekle yarışıyorsun ve yarışmana gerek yok; sen zaten üstünsün. Şiir yazmana gerek yok, şiir senin müziğindir. Sevginle birlikte çarpan kalbin senin dansındır!

Baskı Tarihi: Ocak 2006
Yayınevi: Ovvo Basım Yayın
324 sayfa
ISBN: 9758817205
Özgün Adı: The Book of Woman

Okur Yorumları

Değerlendirme eklemek için olmanız gerekiyor.

    Bu kitabın dahil oldugu listopediler

    İçerik...

    Okurlar bu kitapları da beğendiler

    Osho’nun, ölümü de içeren yaşama bakış açısını anlatan kitabının adı. kitapta osho, yaşamı anlayabilmek yalnızca varolmak değil, gerçekten yaşayabilmek için, kişinin ölümü tanıması gerektiğine işaret ediyor. kişinin ölümden korkmaması ya da ona karşı zafer kazanma yollarını aramaması gerektiğini, yalnızca onu bilmesi gerektiğini, bu bilmenin kendi içinde ölümün gerçek anlamını açığa çıkaracağını söylüyor. osho şuna dikkat çekiyor; her an ölebileceğimize göre ölüm her zaman burada ve şu andadır. yaşam ve ölüm ayrı değildir. bu yüzden osho, ölümü anlamanın bir yolunun da egonun yaşamın merkezi olmadığını, asıl merkezin bilinç olduğunu anlatır ve meditasyonun kişiyi ölüme hazırladığını, ölmeden önce ölümü tanımamızı sağladığını vurgular. benzeri bir görüş islam tasavvufunda da vardır. salik, seyri sülukunu tamamladığında ‘ben’den kurtulur ve bir ile bir olur. kitaba ismini veren bu cümleyi peygamberimizin de söylediği bilinmektedir. ayrıca başlıkta ‘ölünüz’ kelimesinin ‘olunuz’ olarak okunması da manidardır.
    Meditasyonda nefes alır, sevgide nefes verirsin. Sevgi ve meditasyon bir aradayken nefesin bütündür, eksiksizdir, tamdır.
    “Ben senin dansa dönüşmeni istiyorum; senin erişilmemiş olan yüksekliklere kadar çikabilmeni istiyorum.”
    Sevgi korkusuzluğun ifadesidir. Sevdiğin zaman korku kaybolur, sevdiğin zaman korku yoktur. Birini seversen korku kaybolur; ne kadar çok seversen korku o kadar kaybolur. Bütünüyle seversen korku mutlak şekilde yoktur. Korku sadece sen sevmediğinde ortaya çıkar. Korku sevginin yokluğudur, kanun sevginin yokluğudur.
    “Sevgi korunmasızdır, kanun ise savunmaya yönelik bir düzenlemedir. Birisini sevdiğinde yasadan bahsetmezsin. Sevdiğinde yasa kaybolur çünkü sevgi nihai yasadır. Onun başka hiçbir kanuna ihtiyacı yoktur, o kendi başına yeterlidir ve sevgi seni koruduğunda başka hiçbir korunmaya ihtiyaç duymazsın. Yasal olma, aksi taktirde hayattaki tüm güzel şeyleri ıskalayacaksın.”
    “Kendini kabul et ve kendini sev. şayet kendini sevmezsen nasıl başka bir varlığı seveceksin?
    “Ben sana öz-sevgiyi öğretiyorum”
    OSHO
    mağaralara yerleşebilirsin, fakat diğer mağaralarda başka azizler varsa, rekabet yine olacaktır
    ”ne olacagin hakkinda bir fikrin olmadan dünyada yasa. bir kazanan mi yoksa kaybeden mi olmanin hiçbir önemi yok. ölüm her seyi senden alir. kazanman ya da kaybetmen maddesel bir sey degildir. önemli olan tek sey oyunu nasil oynadigindir. hosuna gitti mi? oyunun kendisi? o zaman her an bir cosku anidir.” şeklinde özetlenecek bir hayat felsefesi vardır. rahat ol yani, kasma.
    sonuncu olmaya çalışırsanız sonuncu değilsinizdir, bunu unutmayın.”
    “sufizm spekülasyonlarda bulunmaz. oldukça gerçekçi, pragmatik ve pratiktir”
    “sufizm bir metafizik değil, mecazdır. ‘ay’ı işaret eden parmaktır. parmağı analiz ederek ‘ay’ı anlayamazsınız, ama içtenlikle o yöne bakarsanız, ‘ay’ı görürsünüz. “
    “entelekte karşı olmak da entelektüel bir davranıştır.”
    “varoluş hakkında düşünen kişi biraz muhaliftir çünkü varoluşu bir sorun sanır – sanki varoluş ona meydan okuyordur ve o da buna karşılık veriyordur, sırrı çözmelidir, gizemi yok etmelidir. savaşır.”
    “sufizm der ki gerçek varken ne diye kelimelerle uğraşayım? suyu içmek varken ne diye suyla ilgili teorilere kafa patlatayım? güneşe çıkıp güneş ışınlarıyla dans etmek varken ne diye teorilerle boğuşayım? otantik bir şey yaşamamak niye”
    “aslında sıradan zihinler sıradışı olmayı ister; sıradışı zihinler ise sıradanlığın içinde rahat eder.”
    “düşünmeye gerek yok. yaşayın onu! gerçeği yalnızca yaşayarak bilebilirsiniz
    zevk pesinde kosmakla fazlasiyla sarmalandiginda sevemezsin, cunku zevk pesinde kosan kimse digerini bir arac olarak kullanir. ve bir kimseyi bir arac olarak kullanmak mumkun olan en ahlak disi eylemlerden birisidir.
    cunku her varligin ta kendisi amactir…
    herhangi bir korkuyu bırakmanın tek yolu korktuğun şeyin ta içine girmektir.
    Nietzche Hakkında:
    dahiler yanlış anlaşılır:
    dahilerin kaderi yanlış anlaşılmaktır. bir dahi yanlış anlaşılmıyorsa aslında dahi filan değildir. kişi kitleler tarafından anlaşılabiliyorsa o zaman sıradan zekanın düzeyinde konuşuyor demektir.
    friedrich nietzche yanlış anlaşılıyordu ve bu yanlış anlaşılma korkunç bir felakete neden oldu. ama belki de bu kaçınılmaz bir şeydi. nietzche gibi bir adamı anlayabilmek için onunla aynı veya daha yüksek bilinç düzeyinde olman gerekir.
    adolf hitler öylesine geri zekalı bir insandı ki nietzche’nin anlamını kavramış olabilmesi olanaksız.; ama onun felsefesinin mesihliğine soyundu. ve o geri zekasının doğrultusunda yorumlar yaptı, yorum yapmakla da kalmayıp bunları eyleme döktü ve bunun sonucunda ikinci dünya savaşı patlak verdi.
    nietzche güç isteminden söz ederken bunun hakim olma isteğiyle hiç ilgisi yoktur.
    ama nazilerin ona yüklediği anlam budur.
    güç istemi, hükmetme isteğiyle taban tabana zıttır. hükmetme isteği aşağılık kompleksinden ileri gelir. kişi kendine, onlardan aşağı değil üstün olduğunu kanıtlayabilmek için diğerlerine hükmetmek ister. ama bunu kanıtlaması gereklidir. kanıt olmazsa onarlın altında kalacağını bilir; bu yüzden bunu saklayacak birçok kanıta ihtiyacı vardır.
    gerçekten üstün olan kişinin kanıta ihtiyacı yoktur, o zaten üstündür. bir gül güzelliğiyle ilgili bir tartışmaya girer mi? dolunay ihtişamını kanıtlamakla uğraşır mı? üstün insan bunu zaten bilir, hiçbir kanıta ihtiyacı yoktur; bu yüzden hükmetme isteği de duymaz. kesinlikle bir güç isteğine sahiptir ama burada çok ince bir ayırım yapmak gerekir. güce istek duyması demek kendini bütünüyle ifade edecek olgunluğa erişmek istemesi demektir.
    bunun başka kimseyle alakası yoktur, yalnızca bireyin kendisiyle alakalıdır. o çiçek açmak, potansiyelinde gizli olan tüm çiçekleri açığa çıkarmak, gökyüzünde ulaşabileceği kadar yukarıya uzanmak ister. burada kıyas bile söz konusu değildir, başkalarından daha yukarıya çıkmak istemez- yalnızca kendi potansiyeline erişmek ister.
    güç istemi mutlak surette bireyseldir. gökyüzünün en yukarılarında dans etmek, yıldızlarla konuşmak ister ama kimseye üstünlüğünü kanıtlamak gibi bir derdi yoktur. rekabetçi değildir, kıyaslayıcı değildir.
    adolf hitler ve takipçileri, naziler, dünyaya çok büyük bir zarar verdiler çünkü nietzche’nin doğru şekilde anlaşılmasının önüne geçtiler. ve bu yalnızca tek bir şey için değil, diğer kavramlar için de geçerliydi; tümüyle yanlış anladılar.
    bu daha önce hiçbir mistiğin veya şair içine düşmemiş olduğu kadar üzücü bir yazgı. isa’nın çarmıha gerilmesi ve sokrates’in zehirlenmesi bile nietzche’nin yazgısı kadar kötü değil: o öyle büyük bir ölçekte yanlış anlaşıldı ki, hitler onun ve felsefesinin adına sekiz milyon kişiyi öldürdü. bu biraz zaman alacak. adolf hitler ve naziler ve ikinci dünya savaşı unutulduktan sonra nietzche’nin gerçeği su yüzüne çıkacak. o geri gelecek.
    daha geçen gün japon sannyasinlerimden biri bana kitaplarımın kendi dilinde en çok satanlar arasına girdiğini ve hemen yanlarında da nietzche’nin kitaplarının yer aldığı haberini verdi. birkaç gün önce de aynı haber kore’den gelmişti. belki de insanlar bizim kitaplarımız arasında benzer bir şeyler buluyor.
    ama nietzche’nin yeni baştan yorumlanması gerek ki naziler tarafından onun güzel felsefesinin üzerine yüklenmiş onca saçmalık bir kenara atılabilsin. onun arındırılmaya, vaftiz edilmeye ihtiyacı var.
    küçük sammy dedesine ünlü bilim adamı albert einstein’dan ve onun görecelilik kuramından söz ediyordu.
    “peki” dedi dedesi. “bu kuram ne anlatıyormuş?”
    “öğretmenimizin dediğine göre bunu tüm dünyada yalnızca birkaç kişi anlayabiliyormuş.”dedi sammy. “ ama yine de bize nasıl bir şey olduğunu anlattı. görecelilik şöyle: bir adam güzel bir kızın yanına oturduğunda bir saat bir dakika gibi geliyor ama bir dakikalığına kızgın ateşin üzerine oturunca bu bir saat gibi geliyor ve buna görecelilik kuramı deniyor.”
    dede sessizce başını sallayıp yavaşça, “sammy” diye sordu, “senin einstein bununla mı geçiniyor?”
    insanlar bir şeyi kendi bilinç düzeylerince anlayabilirler.
    nietzche’nin nazilerin eline düşmüş olması yalnızca bir rastlantıydı. onlara savaşmak için bir felsefe gerekiyordu ve nietzche savaşçının güzelliğini taktir eder. uğrunda savaşılacak bir düşünceye ihtiyaçları vardı ve nietzche onlara iyi bir neden verdi- üstün insan için savaşmak .
    tabi hemen üstün insan fikrine sahip çıktılar. nordik alman aryanları nietzche’nin yeni insan ırkı- üstün insanı olacaktı. dünyaya hükmetmek istiyorlardı ve nietzche buna çok yardımcı oluyordu çünkü insanın en temel özleminin güç istemi olduğunu söylüyordu. onlar bunu hükmetme istemiyle değiştirdiler.
    şimdi tam bir felsefeleri olmuştu: nordik alman aryanları üstün bir ırktı çünkü onlar üstün insanı yaratacaklardı. güç istemine sahiptiler ve tüm dünyaya hükmedeceklerdi. daha alt seviyelerdeki insanlara hükmetmek onların kaderiydi. bariz bir matematik söz konusuydu, üstün olan daha alt seviyede olanı yönetmeliydi.
    bu güzelim kavramlar…nietzche onların böylesine tehlikeli olabileceğini ve tüm insanlığın üzerine bir kabus gibi çökebileceğini asla hayal bile edemezdi. ama yanlış anlaşılmanın önüne geçemezsin, elinden hiçbir şey gelmez.
    viski, puro ve ucuz losyon kokan bir sarhoş sallanarak otobüse bindi ve bir katolik rahibinin yanına oturdu.
    kendisinden rahatsız olmuş olan rahibe bakan sarhoş, “hey peder, sana bir sorum var.” dedi. “arterite ne sebep olur?”
    rahip soğuk ve ters bir şekilde, “ahlaksız yaşam tarzı, fazla içki, sigara ve hafif kadınalrla düşüp kalkmak” diye yanıt verdi.
    “vay canına!” dedi sarhoş.
    bir süre yola sessizlik içinde devam ettiler. rahip kendini suçlu hissetmeye başladı. bariz şekilde hıristiyan merhametine ihtiyacı olan birine soğuk davranmıştı. sarhoşa dönüp, “üzgünüm oğlum” dedi. “sert çıkmak istemezdim. ne kadar zamandır bu arterit belasından muzdaripsin?”
    “ben mi?” dedi sarhoş. “ben de arteritten muzdarip filan değilim de gazetede okuduğuma göre papa öyleymiş!”
    elden ne gelir? bir şey bir kez ağzından çıktıktan sonra karşındakinin onu nasıl alacağı tamamen ona kalmış.
    ama nietzche öylesine önemli ki nazilerin onun düşüncelerine bulaştırdığı tüm bu pislikten arındırılması gerekiyor. tuhaf olan yalnızca nazilerin değil, dünyadaki diğer filozofların da onu yanlış anlamış olmaları. belki de o öylesine büyük bir dahiydi ki sözde büyük adamlar bile onu anlayamıyorlardı.
    o düşünce dünyasına sayısız yeni görüş kazandırıyordu ve ki tek bir görüş bile onu dünyanın en büyük filozoflarının arasına sokabilirdi- oysa onun düzinelerce görüşü vardır ve hepsi de insanlığın daha önce hiç aklına gelmemiş olan, mutlak derecede özgün görüşlerdir. doğru anlaşılmış olsaydı, nietzche şüphesiz, o üstün insanın oluşması için gereken havayı ve toprağı sağlayabilirdi. o insanlığın dönüşüme uğramasına yardımcı olabilir.
    ona karşı müthiş bir saygı ve yanlış anlaşıldığı için de üzüntü duyuyorum- ki yanlış anlaşılmakla da kalmayıp tımarhaneye tıkılmıştır. doktorlar onu deli olduğuna kanaat getirmişti. onun görüşleri sıradan zihnin öylesine uzağındaydı ki sıradan insan onun deli olduğunu kabul etmekten mutluluk duyuyordu: “o deli değilse biz çok vasatız.” o deli olmalı, tımarhaneye tıkılmalıydı.
    benim hissime göre o hiçbir zaman delirmedi. yalnzıca kendi zamanının fazla ilerisindeydi, fazla içten ve doğrucuydu. siyasetçilere, rahiplere ve cüce zihinlilere aldırmadan ne yaşadıysa tam olarak onu aktardı. ama bu cüceler öyle kalabalık ve o öylesine tek başınaydı ki onun deli olmadığını duyamadılar. delirmediğinin kanıtı da tımarhanede yazdığı son kitabıdır.
    ama onun deli olmadığını söyleyen ilk adam benim. öyle görünüyor ki bu dünya öylesine kurnaz ve politik zihniyetli ki insanlar sadece kendilerine şöhret kazandıracak, kalabalıktan alkış alacak olan şeyleri söylüyorlar. senin o büyük düşünürleriniz bile o kadar büyük değil.
    onun tımarhanede yazdığı kitap en iyi kitabıdır ve kesin bir delildir çünkü deli bir adam onu yazamazdı. son kitabı güç istemi’dir. onun basıldığını göremedi çünkü kimse deli bir adamın kitabını basmak istemedi. birçok yayıncının kapısını çaldı ama hep geri çevrildi-ve şimdi herkes bunun yazdığı en iyi kitap olduğu konusunda hemfikir. ölümünden sonra kız kardeşi bu kitabı bastırabilmek için evini ve bazı başka şeyleri sattı çünkü bu onun son arzusuydu, ama kitabın basıldığını göremedi.
    o mu deliydi yoksa biz mi delirmiş bir dünyada yaşıyoruz? deli bir adam güç istemi gibi bir kitap yazabiliyorsa o zaman deli olmak nükleer silahları üst üste yığmakta olan amerikan başkanı gibi akıllı olmaktan daha iyidir.
    bu adama aklı başında, friedrich nietzche’ye de deli mi diyorsunuz?

    Osho'nun bazı kitapları

    Bu kitabı paylaş

    En yukarı git